Derin Balık, Ordu

Gezdiğim en güzel Karadeniz şehirlerinden biri olabilir Ordu. Havası, yeşili, insanı, her şeyi tam kararında. Ordu’ya gidip de balık yememek olmazdı elbette.  Konakladığım otele yakın (Sinema Otel) tam şehir merkezinde enfes bir balık restaurantı keşfettim, adı “Derin Balık” ve adeta müptelası oldum. Ordu’ya gidiyorsanız eğer, mutlaka uğramanız gereken bir durak burası.

İki yemek önerim var burası ile ilgili. Birincisi levrek buğulama. Acılı veya acısız yapabiliyorlar. Domates sosuna yatırılmış, muhtemelen çok yüksek ateşte, kısa sürede pişirilen levrek balığı sıcak sıcak geliyor elinize. Garson da mutlaka yanmamanız için uyarıyor sizleri. Mis gibi domates kokusu, insanı bir an önce gelen taptaze ekmeğini sosuna batırma isteği uyandırsa da, biraz sabredin en önce gelen taptaze levrekten bir çatal alın derim. Sevdiğim detaylardan biri, sarımsakları iri bir şekilde diri bırakarak tavaya atmaları. Eriyerek balığın tadına fazla karışıp, balığın tadını bozmuyor. Porsiyonu gayet doyurucu hem göze hem de kalbe hitap eden bir yemek.

Diğer bir önerim ise mezgit tava. Pişirilmesi barbun kadar olmasa da ustalık gerektiren bir balık olduğunu düimg_0452şünüyorum. Havyarı ile birlikte servis ediliyor. Eğer mezgit seviyorsanız da mutlaka tercihlerinizden biri olsun. Tekiri de hamsiyi de yine burada denedim ve gayet memnun kaldım. Ama bir sıralama yapmak gerekirse, levrek buğulama ve mezgit tava açık ara önde bitireceklerdir.

Salata ile ilgili de birkaç cümle söylemek isterim. Yeşil salata servis ediliyor. İçinde marul, havuç rende, çok öldürülmemiş kara lahana ve en önemlisi taptaze yeşil soğan oluyor. Salata diri ve taze, önerim biraz salatanın içine sirke koymanız. Zira balık yemeklerinin yanına sirkeli salatanın çok yakıştığını düşünüyorum.

Yemeğin sonunda da çay ikramı ve olmazsa olmaz helva ikramı yapılıyor. Koskanın paket helvasını getiriyorlar ancak. Hoş düşünülmüş bir detay. Sonuç olarak kesin olarak tavsiye edeceğim bir mekan. Yakın zaman önce restorasyonu da yapılmış, gayet ferah hale getirilmiş.

Foursquare puanı: 9.1/10 (21 Kasım 2016 itibarıyla)

 

Savaş Sonrası Irak Gözlemleri

Aylardır Irak yerel seçimleri ile ilgili gözlemlerimi paylaşmak istiyorum ama belki eskiden çalıştığım kurumların etkisinden, belki de akademisyen bir aileden geldiğimden, her yazdığım satırı akedemik çalışmaya çevirmekten üşendiğim için tek satır yazamadım. Daha doğrusu not defterime karaladıklarımı yazıya dönüştüremedim.

İnsanların her dalı bilimselleştirme yani “scientific yapma” çabasını anlamak zor, çünkü yazılar akademikleştikçe, düşünceler ve gözlemler bilimselleştikçe, samimiyetini yitiriyor, insandan uzaklaşıyor, onun yerine belli kalıplara ve ideolojilere sığdırılmış, paketler haline getirilmiş “idea” lar ortaya çıkıyor.

Bu giriş ile uzun zamandır yazmamamın sebebini bir şekilde izah etmiş olmayı umuyorum.

Irak yerel seçimleri diye başlasam da yazıma, sözde Birleşmiş Milletler çatısı ve Amerika’nın “koruması” altında neyi gözlemleyecektim bilemiyorum… Zaten Bağdat havaalanına varır varmaz, üstümüze giymemiz bir çelik yelek, kafamıza takmamız için de çelik bir kask verildi. Helikopter beni aldığı gibi önce Kerbela’ya oradan da gözlemlerimi yapacağım Al-Hillah’a getirdi.

Türkiye’den giden diğer gözlemcilerin aksine, Amerikan üssünde herhangi bir problemle karşılaşmadım. Bir Amerikan Üniversitesi’nden mezun olmam ve üsse girişte Amerikan kimliğimi vermemin büyük katkısı olduğunu da göz ardı etmemek gerek.

Üsten dışarı çıkmak, bir an önce şehri, Babil’i görmek görmek, halkla tanışmak için sabırsızlanıyordum. Üssün içinde kaldığım konteynır’dan, üssün etrafını saran dev duvarların üzerinden Irak’ı görmeye çalışıyordum. Zira, 2 saatlik helikopter seyahatinde gördüklerim nefesimi kesmişti.

Ve ertesi gün beklediğim an geldi. Çelik yeleklerimizi giydik, yakın koruma şefi ile gideceğimiz yerleri konuştuk. Sonra da aracımız kapıya yanaştı. Son model jip ile tank karışımı bir araca bindim, 3 araç daha bizi üssün kapısında bekliyordu. Jammer’ı da olan bir konvoyda Irak sokaklarında gezecek, seçimi gözlemleyecektim. Hayatımda herhalde hiç bu kadar önemli hissetmedim kendimi. Tabi o kadar koruma beni mi koruyordu yoksa bana eşlik eden Amerikan diplomatı mı, bu kısım tartışılır. Ben hala BM gözlemcisi olarak beni koruduklarını düşünmeyi tercih ediyorum…

Elimde fotoğraf makinem, zırhlı aracın minik penceresinden dışarıyı görmeye çalıştım. Gördüklerim hem beni heyecanlandırdı, hem de kahretti. Savaşın izlerinin bu kadar sıcak olabileceğini düşünmüş ama idrak edememiştim. Her şeyin fotoğrafını çekmek istiyordum ama bindiğim lanet olası zırhlı araçtan yakalayabildiğim görüntü çok fazla olmadı. İnsanlarla iletişim kurabildiğim tek zaman, seçimin yapıldığı bir okula geldiğimiz zamanlardı. Bir Şii bölgesinde, ismimin de “Hüseyin” olmasının avantajıyla, kurduğum iletişim sözlü değil, daha çok fiziki sarılmalar şeklinde oldu. Ben Irak’ta kendi vatanımda gibi hissettim, insanları görüp tanıdıkça, Türkiye’nin neden batıdan çok doğulu olduğunu anladım. 

Gözlemlerimin bağımsız ve yansız olduğunu söylemem biraz zor. Demokrasi görmeyi bırakın, okuma yazma bile bilmeyen bir halkın kusursuz şekilde seçimlerde oy kullanmalarını beklemek saçmalık olur. Bu yüzden bir erkeğin, beraberinde getirdiği 5-10 kadına ne şekilde oy kullanmaları konusunda yardımcı olduğu (!) anları görmemezlikten gelmekten başka çare yoktu. Ne yapabilirdik ki? Bu sebeple seçimleri tekrar mı yapacaklardı? Türkiye’de bile yapılan seçimler hakkında kafamda soru işaretleri varken, kalkıp, savaş mağduru, Saddam mağduru, Amerika mağduru insanları mı yargılayacaktım?

Bu ülkeye, ülkenin insanlarına yıllarca yaptığı gibi sırtını dönmek yerine, Türkiye’nin bugün olduğu gibi bu insanlara yardım etmesini, sahip çıkmasını umuyorum.

Daha bugün okuduğum, 14 yaşındaki bir kız çocuğuna tecavüz eden sonra da kızın tüm ailesini öldüren Amerikan askerinin haberini, orada gördüğüm görüntülerle birleştirince midem biraz daha bulanıyor. Amerikan askerinin savunması: “…ben asker olmasaydım, Irak’a gönderilmeseydim, böyle bir suç işlemeyecektim…”

Savaş, insanı canavara mı çeviriyor, yoksa insanın hali hazırda içinde olan canavarı dışarı çıkarmasına zemin mi hazırlıyor? Yoksa, insan o kadar suç arasında benimki belki arada kaynar diye düşünüyor? Tabi biz bunları düşünürken, dünyanın birçok yerinde Asya’dan Latin Amerika’ya aynı suçlar işlenmeye devam ediyor.

Umarım savaşın izleri ortadan en yakın zamanda kalkar ve ben çok sevdiğim bu ülkeye tekrar gidebilirim, bir üste kalan gözlemci olarak değil, bir turist olarak…